Türkiyeli ve Ermenistanlı uzmanlar Ermeni açılımını konuştu: Normalleşme her şeye rağmen olumlu. Karabağ sorunu en büyük risk. Sürecin çökmemesi için sivil toplum örgütleri daha faal çalışmalı
T ürkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) “Türkiye-Ermenistan Diyaloğu Serisi”nin “Yakınlaşma Sürecini İncelemek “ başlıklı son ayağı, merkezi Erivan’da bulunan Kafkas Enstitüsü ortaklığında 16 kasım pazartesi günü gerçekleştirildi. Ermenistan ve Türkiye’den konuyla ilgili pek çok uzmanın katıldığı panel Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan ve iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini hedefleyen protokollerin değerlendirildiği “Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Son Durum” ve normalleşmede sivil toplum örgütlerinin katkılarının nasıl olabileceği üzerine “Yakınlaşma Sürecinde Sivil Toplumun Rolü” başlıklı iki oturumda ele alındı.
“Türkiye ikircikli bir politika izliyor”
Ermenistanlı konuklar, protokollerin imzalanması ile Ermenistan’da başlayan tartışmaları da değerlendirdikleri konuşmalarında sürecin zorlu tartışmaları da beraberinde getirdiğinin altını çizdi. Her iki ülkede de normalleşmeden korkan, endişe duyanlar olduğu kadar, buna kategorik olarak karşı çıkan radikallerin de varlığına dikkat çektiler. Ermenistan’da “Soykırımı reddetmenin cezalandırılması”na yönelik Taşnaksutyun Partisi’nin verdiği yasa teklifinin “Açılıma zarar verir” gerekçesiyle reddedilmesiyle birlikte, açılıma karşı Ermenistan Parlamentosu’nda tavır alan partinin etkisinin Türkiye’de bu yönde sert tutum alan MHP ve CHP’den daha etkisiz olduğu, bu partinin aldığı oy oranının sadece yüzde yedi olduğu hatırlatıldı. Ermenistanlı katılımcılar, protokolleri parlamentodan geçirme yönünde bir sıkıntısı bulunmayan Sarkisyan hükümetinin, AKP’nin TBMM’de açılımı geçirmesini bekleme ve açılımı bundan hemen sonra yasalaştırma siyasetini benimsediğini ifade etti. Ermenistan Anayasa’sına göre protokoller önce Anayasa Mahkemesi’ne sunuluyor, Mahkeme’den alınan görüş ve onayla birlikte Meclis Dış İlişkiler Komisyonu’na gelen tasarı burada müzakere edildikten sonra Meclis’te oylanarak yasalaşıyor. Sarkisyan hükümetinin bu konuda parlamentodaki avantajlı koltuk durumu ile birlikte “kamuoyu” dışında bir önceliği bulunmuyor.
Ermenistanlı katılımcıların dikkat çektiği bir diğer sıkıntı ise, Türkiye tarafının protokoller konusunda ilkelere sadık kalmadığı yönünde. Protokollerin hazırlanması ve imzalanması sürecinde Karabağ ve soykırım konularının masaya önkoşul olarak gelmediğini, ancak Türkiye hükümetinin bunu kamuoyuna yanlış yansıttığı ve Sarkisyan hükümetinin zor durumda kaldığı belirtildi. Karabağ konusunun normalleşmede bir önkoşul olmadığı, üçüncü ülkelerin iki ülke arasında bir önkoşul dayatamayacağı, öte yandan soykırım konusunda bir “Tarih Komisyonu” kurulacağı bilgisinin de protokollerde yer almadığı altı çizilen diğer hususlar arasındaydı.
Protokollerde yer almasa da Karabağ etken
Türkiyeli akademisyen ve uzmanlar ise, normalleşmenin her halükarda olumlu, ancak siyasi iktidarın üzerindeki yükün oldukça ağır olduğu konusunda birleşti. Her ne kadar protokollerde açıkça yer almasa da, Karabağ Sorunu’nun özellikle sınırların açılması ve diplomatik ilişkilerin tesisinde yok sayılamayacak bir parametre olduğu, hükümetin Karabağ konusunda bir ilerleme olmadan adım atmasının çok mümkün görünmediği tesbitini yaptılar. İki ülkenin kendi iradesinden ziyade, Obama’nın ABD Başkanı olması ile dünyada değişen siyaset paradigması ve Türkiye’nin 1915 trajedisi nedeniyle üzerinde biriken baskıyı azaltma isteğiyle mümkün olduğunun belirtildiği normalleşme sürecinde Hrant Dink ve hâlâ ağır bir rahatsızlıkla mücadele eden Patrik II. Mesrob gibi etkili modellerin eksikliğinin hissedildiği, toplumda Ermenilere, diasporaya ve Ermenistan’a yönelik ezberlerin bozulmasında yeni seslere ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Bu anlamda yaklaşan 2010 24 Nisan’ı ve 1915’in yüzüncü yılı olan 2015’in normalleşmenin kısa ve orta ölçekte vadesi olduğu, ancak sivil toplum örgütlerinin böyle bir tarih kısıtlamasına sahip olmadan süreçleri en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiği üzerinde birleşildi.
Türkiyeli ve Ermenistanlı katılımcıların üzerinde birleştikleri bir diğer konu ise, gerek Ermenistan, gerek Yukarı Karabağ Sorunu ve gerekse 1915 trajedisi konusunda hem Türkiye
kamuoyu ve medyasının, hem de açılımı hayata geçiren AKP hükümeti ve vekillerinin
son derece bilgisiz olduğu tesbiti oldu. Sivil toplum örgütlerinin normalleşmeye katkısının da onlarca yıldır her iki ülkede stereotipler ve önyargılı, ideolojik bakış açısının rehabilite edilmesi yönünde çalışmalar yapmak olduğunun altı çizildi. Panel dizisinin sonraki ayağının Ermenistan’da yapılması planlanıyor.